7. GÜN
NOT: Bu haftaki köşe yazımı Yazarlık kursundan bir öğrencime bıraktım. Engelliler Haftası anısına yazmalarını istediğim kompozisyonlardan biri.
ANA DUASI
Ağlıyorum sessizce. Hem gündüz, hem de gece…
Yaşlarımı görmesin istiyorum, görürse ağlar, kahrolur diye… Her sabah yatmadan uyanıyorum. Erkenden kalkıp kahvaltısını hazırlıyorum. O kalkmadan, hemen makyajımı yapıp, gözlerimin altındaki mor halkaları kapatıyorum. Uyuyamadığımı anlamasın, güzelce kahvaltısını yapabilsin diye…
Mutfağa giriyorum; canımın canı, etimden bir parça orada… Her zamanki sandalyesinde… Gülüyor yüzüme. “Anne! Senden önce geldim, bak sofrayı hazırladım bile.” Diyor.
İçim yanıyor amma, belli edemem ona. Yan yana oturup gülerek yapıyoruz kahvaltımızı. Bana bırakmaz değerlim makineye yerleştirip bulaşıkları…
Sonra süreriz sandalyesini, gideriz parka… Ben otururum bir banka, o gelir yanıma, güler yüzüme… “Üzülme annem! Sen oldukça ben tamım. Olmayan tek kolum, yürüyemeyen ayaklarım oldun.” Deyip beni teselli eder.
“Yok oğlum! Üzülmüyorum. Ben seninle gurur duyuyorum.” deyip okşarım yüzünü. Nasıl diyebilirim ona “ Hadi sen de koş, oyna arkadaşlarınla” diye? Daha ben diyemeden o sürer sandalyesini parka. Nasıl yapıyor anlamıyorum amma, çocukları çekiyor etrafına ve başlıyor onlarla oyunlar oynamaya…
Akşam gün batınca, o eksik çocuk benden daha fazla neşe ve güzel duygularla giriyor eve. Hem de ayakları varmışçasına. Ben de arkasından. Bin bir düşünceyle…
************
Babasına anlatır gün boyu yaptıklarını. Güldürür, o yorgun argın eve gelen adamı. Ben hiç güldüremem oysa… Hatta zıplatırım sinirlerini tavana. Çoğunlukla küs gireriz yatağa.
Yatağına yatırırken “Neden anne, neden gülmüyorsun? Sen gülmezsen, ben ölürüm” der. Gülerim… “Sen ölme gurban olduğum, seni çok seviyorum…” derim. O da güler benimle. Odasından çıkıp giderim yatağıma.
************
Yine uyuyamayacağım. Gözyaşlarım yine ıslatacak yastığı, yatağı. Yine dualarla geçecek gecem: “Allah’ım! Benim canımı ondan evvel alma” diye…
Muhammed ÜNAL